Çizgi ile düşünmek çok büyüleyici!, Murteza Albayrak

ÖGM Koordinatörü Osman Torun

Öğretmen Gelişim Merkezi’nde (v13),  “Yaratıcı Çizgi” başlığı ile buluştuğumuz karikatürist ve grafik sanatçısı Murteza Albayrak ile kişisel bilgi ve deneyimlerinden hareketle çizgi yaratım süreci odaklı keyifli bir buluşma yaşadık. Aynı zamanda Fikirland Reklam Ajansı’nın kurucusu ve yaratıcı yönetmeni olan Albayrak ile fikirle çizginin tasarımcının duyarlılığı ile buluştuğu karikatür sanatı hakkında gerçekleştirdiğimiz içten söyleşide, yepyeni bakış açıları ve bilgiler edindik.  U-mutlu okumalar diliyoruz sizlere…

 

Karikatür sizin için neyi ifade ediyor? Başka bir deyimle neden çiziyorsunuz?

Kendimi bildim bileli çiziyorum derler ya ben aynı şekilde iki yaşımdan beri çiziyorum.  Ama doğal olarak karikatür çizmiyordum o zamanlar. Her şeyi çiziyordum yani.  Genelde bizim zamanımızdaki Teksas, Tommiks, Teks, Conan gibi çizgi romanlardan etkilenip, okuma bilmediğim halde onlara bakıp çizmeye çalışıyordum.  On dört yaşımda Gırgır, Fırt, Çarşaf gibi mizah dergileriyle tanışıp, acaba ben de karikatür çizebilir miyim? diye yola çıktığımda o dönemin ünlü çizeri Kemal Aratan’dan etkilenip çizgilere başladım.  Hemen arkasından o dönemde Çeşme Sanat Grubu’nda yer aldım ve sergilere katılmaya başladım.  Lise yıllarıydı, birçok mizah dergisinde dışarıdan eserlerim yayınlanmaya başladı.

Murteza Albayrak

Neden çiziyorum? Bir kere çizmeden duramıyorum.  Çok keyifli bir şey benim için.  Çizmemim en büyük nedenlerinden birisi yaşama eleştirel bakmak. Zaten yaşama da eleştirel baktığınızda hep sorunlar görülüyor. O sorunları yansıtmak, yansıyan sorunlardan da bazı kişilerin bazı dersler alması, belki kendini toparlaması gibi birçok amaca da ulaşıyorum diye düşünüyorum. Otuz yılı geçti çizgi maceramız.  Bu süreçte bir çok insanı etkilediysek mutlu oluyoruz.

Kendinizi bir karikatürist olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim çizgilerim karmaşıktır. Güzel sanatlar eğitimi aldığımda da benim desen çizgilerim de aynı şekilde karmaşıktı.  Grafik eğitimim sırasında da çizgi eğitimi aldığım için çizgilerim demir perde ülkeleri çizerlerine benziyor.  Ama o karmaşıklığın içerisinde söylemek istediğimi ve konuyu çok iyi verdiğimi söylüyorlar büyük ağabeylerim.  Gerçekten de mesajı karşı tarafa verebilmek çok önemli.  Fikir çok değerli zaten, fikir olmazsa karikatür olmaz. Ama iyi de bir çizginin olması gerekiyor.  İkisini bir arada kotarmak gerekiyor açıkçası.

Eserlerinize yönelik yansımalar ve geri iletimler hakkında bilgi verebilir misiniz?

İnsanlar ağırlıklı olarak  olumlu yorumlarda bulunuyorlar.  Ama doğal olarak olumsuzlar da var tabii.  Bir örnek vereyim. Çeşme’de bir sergimde bir karikatürde yağlı güreş yapan iki pehlivan çizmiştim.  Güreşirken bir tanesinin  vücudunda bir aşı (iğne) var.  Diğerinde iki tane var. Biliyorsunuz o dönemlerde basında yer alan doping skandalları vardı. Pehlivanların madalyaları ellerinden alınmıştı. Ben de buna eleştirel boyutta bir tanesi bir tane atıyorsa diğeri iki tane atar onu yener diye bir fikri taşımıştım bu karikatüre. Sergiye ben yokken bir pehlivan gelmiş. Biz demiş böyle şeyler yapmıyoruz.  Bu çizeri görmek istiyorum demiş. Ama şimdi ona bir şey anlatamazsın.  O kendi üstüne alınıp tepkisel yaklaşmıştı. Biz orada bütün pehlivanları suçlamıyoruz.  Yoksa o zaman hiçbir şey çizemeyiz. Mizah eleştirel bir şey sonuçta. Zaten kendisi ile barışık olan insanlardan hep olumlu eleştiriler geliyor.

Karikatür yaratım sürecinde fikir geliştirme çok önemli. Sizin çizimlerinizde fikirlerinizi nasıl oluşturuyorsunuz? Nereden besleniyorsunuz?

Genelde yaşam akışı içerisinde, yaş ilerledikçe daha güçlü fikirler çıkmaya başlıyor.  Çünkü daha fazla okumuş, gözlemlemiş oluyorsunuz. Ve daha fazla insanlarla diyalog halinde oluyorsunuz. Bunlar hep avantaj yaratım süreçleri için.  Özellikle bir konu üzerinde yoğunlaştığım zaman, o konuyla neler örtüşüyorsa bu tür şeylerin çizelgesini hazırlıyorum kendime.  Ve bunları yapılmış, yapılmamış olan espriler veya ilk akla gelen espriler olarak değerlendiriyorum.  Tüm bunları geri plana atıp, konuya daha başka bir açıdan bakmaya çalışıyorum.  İlk akla gelen üç beş fikir muhtemelen diğer çizer arkadaşların da aklına gelmiştir.  Birileri düşünmüştür. Onun için genelde onları eleyip, daha farklı bir şeyler bulmaya çalışıyorum.  Bu yaşamın kendi içinde beslenmesi anlamına geliyor aslında. Bizim işimiz hiç durmaması gereken bir iş. Bir karikatürist ya da grafik tasarımcı belirlenmiş saatler arasında çalışmıyor. İşimiz kişisel yaşamımızı da kapsayan bir süreçte gerçekleşiyor. Keyfi de buradan kaynaklanıyor…

Çizdiklerinizle kişisel yaşamınız arasında nasıl bağlar var?

Elbette var.  Çizgilerimdeki karakter anlayışı ve dağınıklık biraz benim yapımla da ilişkili. O dağınıklık esasında evde olmasa bile, özellikle çalışma sürecindeki dağınıklığımın bir yansıması bence.  Benim fiziksel yapımı taşıyor aslında çizgiye. Çünkü bu bilinçli olarak yapılan bir şey değil. Mesela çizmeye başladığım on dörtlü yaşlarımda çizgiler çok ince ve uzundu. O zaman çok zayıftım, elli kilo filandım. Şimdi çizgilerim kalınlandı çünkü ben de kalınlandım J Dediğim gibi bu bilinçli bir tercihten çok doğal bir süreç. Zaman zaman karakteri çizerken de bir aynanın karşısındaki gibi pandomim hareketleri de yapıyorsun. Çizdikleriniz biraz sizin aynanız olabiliyor ki bu da kendi başına çok keyifli.

Biraz da kitaplarınızdan konuşalım isterseniz. Şimdiye kadar “Çizgiler”, “Dil/im” ve “Baş/la/rım” olmak üzere üç karikatür albümü yayınladınız. Bu kitaplarınızı kısaca tanımak isteriz. Biraz bilgi verebilir misiniz?

“Çizgiler” genel olarak o dönemlerde ödül aldığım ve sergilenmeye değer bulunan karikatürlerden oluşan karma bir kitap.  Fakat diğerleri bir konu/tema üzerine odaklanmış kitaplar.  “Dil/im” kitabının çıkış sebebi sevgili Yunus Bekir Yurdakul’dur.  Bekir ağabey okulda edebiyat ve Türk dili kullanımı üzerine bir hafta düzenleneceğini, bir sergi hazırlamam gerektiğini söyledi.  Dil ile ilgili olarak hazırlayabilirsen sevinirim dedi.  Yirmi kadar karikatür hazırlamıştım o dönemde. Keyif de aldım. Keyif alınca da seksen civarında bir şeye dönüştü.  Tüm bunların içerisinden seçtiğim altmış dört karikatür bu albümde yayınlandı. “Baş/la/rım” kitabı ise baş/kafa temalı karikatürlerden oluşuyor. Acaba baş/kafa üzerine hangi espriler çıkarabiliriz? sorusundan hareketle üretilmiş çalışmalardı.

Karikatürün işlevi ve yaşamdaki yeri konusunda neler paylaşmak istersiniz? Karikatür ne işe yarıyor?

Benim yetiştiğim dönemde daha çok işe yaradığını düşünüyorum. O dönemde mizah dergisi okumak bir ayrıcalıktı, keyifti. “Gırgır” dünyanın en çok satan ikinci dergisiydi. Bu eğitici bir şeydi. Türkiye’nin sosyal ve politik durumunu, her şeyini o dergide görebiliyordunuz. O hafta gazete okumasanız bile gündemi görebiliyordunuz. Şimdilerde gençlerin internet ortamları ve sosyal medya ortamlarını aktif biçimde kullanmaları bunları geri plana itti. Ama karikatür hâlâ gençlerin keyif aldığı bir tür. Ama buna rağmen eskiye göre bu ilgi daha zayıf şu anda.

Sözsüz karikatürler hakkında neler söylemek istersiniz? Neden önemli bu tür karikatürler?

Ben de bu tarz karikatürler çiziyorum. Genelde balon kullanmadan, sözler olmadan. Daha çok yarışma karikatürleri oluyor bunlar.  Kara mizah deniliyor. Karşı tarafı biraz daha olayın içerisine çekip oradan bir şeyler yakalamasını sağlamayı amaçlıyoruz bu tür çalışmalarda.  Yâni birazcık da beyin jimnastiği yapmak.  Sergilerimde yer alan yazısız karikatürleri görenler diyorlar ki “bu karikatürde ne anlatmak istediniz?” Siz diyorum “ne anladınız?”  Anlatmak istediklerimle izleyicilerin paylaştıkları bazen örtüşüyor, bazen de örtüşmüyor. Benden çok daha farklı bir yerden bakıyorlar olaya. Ve bu tür iletişimler sayesinde çizdiğim eser üzerinden daha farklı espriler de çıkabiliyor.  Hele çocuklardan çok yaratıcı yorumlar geliyor.  Ben yıllardır çiziyorum yazısız karikatürler. Mizah dergilerinde büyüdüm ama o tarz bir yol seçmedim. Daha çok yarışma karikatüristi, sergiler ve dersler vererek devam ettim.

Son dönemde çokça duyduğumuz “görsel okuma” yaklaşımı çerçevesinde karikatürü okumak eylemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir karikatür nasıl okunur, nasıl değerlendirilir?

Karikatür resim, fotoğraf ya da örneğin heykel gibi değil. İçerisinde mizah barındırması gerekiyor. Espriler, eleştirel boyut olacak.  Dolayısıyla karikatüre bakan kişinin de düşünce boyutu açısından ele alması gerekiyor bizim çizgilerimizi. Çünkü orada bir balon yok, yazı yok. Sadece çizgi var. Çizgide sizin onun derinliğine girmeniz gerekiyor. Okuru daha çok içine alan, sorumluluk üstlenmesine çağıran bir tür yazısız karikatürler.  Bunu yakalamak için de tabi ki biraz altyapı, biraz eğitim ve birikim gerekiyor.  Balonlu çizimlerde zaten mesajı, esprileri yazılar anlatıyor size.  O nedenle yazısız karikatürler izleyenler açısından biraz daha zor ama kalıcılığı daha güçlü oluyor.  Ben yirmi yıl önce ödül aldığım bir karikatürü birisine gösterdiğimde “ben bu karikatürü çok iyi biliyorum” yorumunu duyabiliyorum. Diğer karikatürler de tüketim biraz daha çabuk oluyor.

Biraz felsefi bir alana girelim. Yaratıcı çizgiyi önemli bir çağrı taşıyor hepimiz için. Çizgiyi yaratan insan, ondan gerektiği biçimde yararlanabiliyor mu sizce?

Çok yararlanabildiğini düşünmüyorum açıkçası. Çünkü çizgi yaratım sürecinde gençlerin bir şeye baktığında yaşadıkları algılama sürecini çizgi boyutunda göstermesinin okuldaki tüm derslere çok yararlı yansıyacağını düşünüyorum. Çizdiğimiz bir çizgiyi acaba nereye götürebiliyoruz ? Nereye gideceğiz? Onu çizmezsek nerede kalacak? gibi sorular önemli. Bu öğrencinin ya da başka bir kişinin zihinsel olarak sürekli olarak fikir üretmesi anlamına geliyor çizme süreci. Fikir üretmesi demek düşünmesi ve dingin durması demek. Ben lise yıllarımda çizgi ve çizgi ile birlikte düşünmenin eğitim yaşamımda da çok yararını gördüm.

Üzerinde çalıştığınız yeni projelerinizi öğrenmek isteriz. Kısaca bilgi verebilir misiniz?

Yaklaşık bir altı aydır resim yapıyorum. Karikatürü de çok yoğun olarak çizmeye devam ediyorum. Yarışmalara çiziyorum. En son yaklaşık bir hafta önce uluslararası bir yarışmada Cumhuriyet Gazetesi Özel Ödülü’nü aldım. Zaman zaman yarışmalara katılmaya devam ediyorum. Ama bahsettiğim gibi evde de altı aydır devam ettirdiğim resim projelerim var. Ama resimler klasik resimler değil. Biraz beni yansıtıyorlar.  İçinde grafik olan, renkleri, biçimleri ile benim karikatür çizgimle buluşan farklı çalışmalar bu resimler.  Yaptığım resimlerin fotoğraflarını gönderdim bazı sanat eleştirmenlerine.  Şu ana kadar çok olumlu geri dönüşler aldım onlardan. Ama bunun bir hazırlık aşaması lâzım. Şu anda on beş çalışma oldu. Sayıları otuzları kırkları bulduğunda eleyip  sergilemeyi planlıyorum. Kafam şu anda orada. Tasarımla uğraşan insan duramıyor yerinde J Karikatür çiziyorsan işte resme de bulaşıyorsun. Resme bulaşırken heykele de bulaşıyorsun.

Çok sayıda çocuk kitabını da resimlediniz. Çocuklar için çizmek nasıl bir duygu?

Çok keyifli! Ben çocuk kitapları çizmeye Top Yayıncılık’la başladım. Yayınevi benden bazı kitapları çizmemi istedi. Özellikle orada çizdiğim kitaplar çocuklara yönelik şiir kitaplarıydı. Dediler ki bu senin yapabileceğin bir şey. Çünkü klasik bir çocuk kitabı ressamı metinde okuduğunu buraya yansıtıyor. Ama şiirlerde öyle bir şey yok. Şiirlerin derinliğinde felsefi bakışlar var. Orada öyle şeyler çizmem gerekiyor ki çocuk hem şiirden hem de çizimlerden  keyif almalıydı. Orada başarılı kitaplar yaptık o zamanlar.

Karikatürler ile çocuk ve gençler arasında nasıl bir bağ var sizce?  Onların yaşam gerçekliklerini fark etmesinde karikatür nasıl bir işleve sahiptir?

Çok küçük yaşlardan öğrencilerim de oldu benim. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği etkinliklerde dersler verdim.  O çocukların hepsi okudular. En önemlisi o. Ne okuduğu önemli değil. Eleştirel boyutun yaşamın içerisindeki işlevi konusunda bakış açıları kazandılar bizim eğitimlerde. Ne öğrendiler ? Örnekler vereyim. Yolda kavga eden bir çocuk artık kavga etmemeyi öğrendi. Bunlar önemli şeylerdi. İşte Altındağ’da büyümüştü. Hocam biz “özellikle kavga etmek için pazara iniyorduk” diyordu. Bu çocukların çoğu güzel sanatlarda, animasyon bölümünde, grafik bölümünde bazıları endüstriyel tasarımda okudular. Hayatlarını başka noktaya getirdiler. Yani sanatın içerisinde olan çocuk ve genç kötü yola gitmiyor diye düşünüyorum. Sanat aynı zamanda hoşgörüyü, paylaşımı da geliştiren, güçlendiren bir şey.

Gençlerin karikatür ve çizgi romanlara gösterdiği ilgiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Bence çocukluk ve gençlik döneminin özelliklerinin payı var bunda. O dönemi kaçırdığınızda örneğin on sekizli yaşlarda çizmeye başladığınızda hayatınızda başka şeyler oluşmaya başlıyor. Üniversite telaşı, dersler falan. Ama özellikle on iki on üç yaşlarda ergenliğe dönüşüm döneminde bir yol haritası oluşturabiliyorsunuz. Ben başarılı bir öğrenci olmama rağmen kesin kararımı grafik tasarım bölümü olarak belirlemiştim o yaşlarda.  Ailem de “sen ne istersen onu okursun” diyerek desteklediler beni. Çocuk ve gençlerin kendi kararlarını vermesi önemli.  Bu dönemlerde kendilerini keşfetmelerinin ve ifade etmelerinin bir aracı olarak da karikatürler yarar sağlayabiliyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile yaşama geçirilen “İzmir Dersi Projesi”nde görsel tasarım ekibinde yer aldınız. Bu projedeki deneyimlerinizi paylaşabilir misiniz?

Çok keyifli bir dönemdi. Üç dört ay sürdü galiba. Ben resimlemelerini yaptım. Öğretmenlerle birlikte çalışırken projenin genel yapısını ve kavramlarını çözmem gerekiyordu. Ona göre o dönemi yansıtmalıydım. O çalışmalar çok keyifliydi. Hatta projenin çıktılarından biri olan “İzmir Dersi Kitabı” da sahibi olduğum Fikirland Ajansı’nda yapıldı. Bizim için eğitilmek gibi bir avantajı da yaşadığımız bir süreç oldu. Çünkü sizin karşınıza bir proje getiriliyor, projeyi okuyorsunuz. Projeyi okuduğunuzda İzmir’deki kültürel ve tarihi miras varlıklarını yeniden keşfediyorsunuz. Bizlerin devamlı dingin ve bilgi sahibi olarak çalışmamız gerekiyor. Bu proje İzmir’e başka ve yeni bir açıyla bakmamızı sağladı diyebilirim.

Karikatür sanatını öğrenmek isteyen çocuk ve gençlerimize neler öneriyorsunuz?

Öğrenmek isteyen öğreniyor. Ben Çeşme’de büyüdüğüm için önümde herhangi bir örnek de yoktu açıkçası. Kendim oturup, karar verip çizmeye başladım.  Ondan sonra tabi ki birilerine gösteriyorsunuz. İzmir’de karikatür sanatını öğrenmek isteyen çocuk ve gençler için en önemli olanaklardan biri Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği. Onlarla iletişime geçecekler. Orada birçok çizer arkadaş var. Ben zaman zaman ofisimde de destek veriyorum. Aileler geliyor, benim oğlum/kızım çiziyor. Çizimleri bunlardır diyor. Biz oturuyoruz sohbet ediyoruz, neden ve neler yapmak istediği üzerine konuşuyoruz.

Verdiğiniz bilgiler ve değerli paylaşımlarınız için çok teşekkür ediyoruz.

Rica ederim. Benim için de çok keyifliydi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir