Kente Tasarımla Müdahale Et! Nail Özlüsoylu

Nail Özlüsoylu

“Tasarım ve İnovasyon” temasıyla yürüttüğümüz Mayıs ayı Öğretmen Gelişim Merkezi (ÖGM) programının 10 Mayıs 2017 tarihindeki on birinci buluşmasının uzman konuğu, Türkiye’de alanındaki ikinci merkez olan Karabağlar Belediyesi Kent Tasarım Atölyesi Koordinatörü Nail Özlüsoylu’ydu. Aynı zamanda belediyenin Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nü de yürüten Özlüsoylu ile; konuyla ilgili ufuk açıcı, tadına doyulmaz keyifte bir buluşma ve söyleşi gerçekleştirdik. Kendisine ve tüm katılımcılarımıza gönülden teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Karabağlar Belediyesi Kent Tasarım Atölyesi (KETA) neyi amaçlıyor? Böyle bir merkeze neden ihtiyaç duyuldu? Kuruluş süreçleri ve amaçları hakkında bilgi verebilir misiniz?

En başta teşekkür ediyorum davet etiğiniz için. KETA’nın ses getirmesinden öte asıl sizin gibi eğitim kurumlarının varlığı mutlu ediyor beni. Deneysel tasarım odaklı, modern eğitime yönelik işler yapıyorsunuz. Ve KETA da aslında bu düşünce ile ortaya çıktı. Kamusal bir proje olmasının sorumluluğunu da ekleyerek geniş kapsamlı bir kent tasarım projesinin içinde bulduk kendimizi. Kenti yeniden öğrenmek, araştırmak ve yapılandırmak üzerine. Aslında kent üzerine yeniden düşünmeyi amaçlayan bir kurum KETA.

Kent tasarım kent halkı için neden önemli? Kent halkı bu süreçlerde hangi katkıları sunabilir?

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak, yaklaşık 3 yıldır belediyede çalışıyorum. Geçen bu üç yıllık süreçte aslında vatandaş olarak bizlerin belediyelerle aramızda çok kalın duvarlar olduğunu fark ettim.

Bürokrasinin kalın sınırları, oylarımızla seçtiğimiz insanlardan ve kamusal kaynaklardan beslenen bir kurum olan belediyelerden bizleri uzaklaştırmış.

Ve aslında KETA’yı oluştururken temel sorulardan biri şu idi. Bölgesel kalkınmaya yönelik, sivil toplum örgütleri mantığında çalışan bir yapı geliştirilebilir miydi? Kenti yok etmeden, kendi kimliğini korumaya ve üretmeye dönük bir sistem. Aidiyet bilinci gelişmiş bir kentli yaratma fikri projeyi besledi.

Ortak yaşam alanlarının kalbi olan belediyelere de bakış açısını değiştirmeliydi bu. Bazen sadece bir kahve içmeye de gidip, kent dair fikirlerinizi de paylaşabilmeliydiniz.

Sokağınızda ki aydınlatma sistemlerinden, parkınıza dikilen mevsimlik çiçeklere, çocuklarınızın oyun oynadığı parklarda kullanılan oyuncaklara, kaldırım taşlarına kadar sizin de fikirleriniz alınmalıydı.

Bu biraz da akademisyen tarafımdan kaynaklanan bir sorgulama şekli sanırım. Ortak yaşam alanlarında ortak karar. Türkiye’de ve yurt dışındaki üniversitelerde Görsel İletişim ve Tasarım bölümlerinde çalıştım. Araştırmalarım kentlerin markalaşma süreçleri üzerine idi. Kent kimliği sonradan eklemli bir yapı değildir, varolan kimliğin geliştirilmesi ve modernize edilmesi ile gelişir.

KETA, bölgede yaşayan insanların temel ihtiyaçlarını belirleyerek, kentlilik bilincini arttırmak için atölyeler açmakta ve üretim yapmaktadır.

Kente Tasarımla Müdahale Et” fikri bu doğrultu da ortaya çıkmıştır. Düşünsel yada reel anlamda üretimi kente uygulayabilmek.


Galiba kentli olmayı başaramadık!


Kent halkının yaklaşımları nasıl oldu bu çalışmalara? Nasıl karşılıyor yapılanları?

Aslında sorun ne biliyor musunuz? Genlerimizde bulunan göçebe kimliğimiz. Kimse bunu inkâr edemez. Kent aristokrasisinin içerisinden gelmedik. Bilinçli ve uzun süreli planlar üzerine kurmadık kentleri. Ve bu yüzden kentli olmayı başaramadık.

Kentli olmak sadece yüksek binalarda, geniş caddelerde yaşamak değil, kültürel bir bilinçtir.

Çalıştığım bölge olan Karabağlar ilçesine baktığımızda 480.000 nüfuslu ve nüfusunun %50’sinin ilkokul yada alt kategorisi ve %80’i göç yoluyla gelmiş bir bölge. Aslında bizim işimiz çok zor bu bağlamda.

Farklı kültürleri sentezleyerek, yeni modern bir kent yaratma fikri. Keta olarak önerimiz sosyal diyalog atölyeleri.

Bölgemizin her yerinden farklı kültür ve yaş gruplarından insanları ağırlıyoruz. Farklı atölyelerle onların fikirlerini alıyor ve yaşamsal hale getirmenin yollarını arıyoruz. Tepkiler güzel, yeniliğe açık insanlarımızın olması bizi umutlandırıyor.

KETA’da hangi alanlarda çalışmalar yürütülüyor? Gerçekleştirdiğiniz atölyeler dikkat çekiyor. Bunlar nasıl yaşama geçiriliyor?

Biz KETA’yı kurmadan önce bölgede bir SWOT analizi oluşturduk. İnsanlar bizden ne bekliyorlar? sorusunun cevaplarını aradık. Temel ihtiyaçlara baktık. Ama sadece KETA’nın bulunduğu ortamda değil. Çünkü orası biraz daha refah düzeyi yüksek bir alan. Gecekondu alanlarında da farklı çalışmalar yaptık. Neye ihtiyacımız vardı? Bunu tespit ettik öncelikle. Bu süreçte şunu fark ettik, bizim öncelikle diyaloğa ihtiyacımız var. Konuşmaya, birbirimizi anlamaya, kabul etmeye. Olduğumuz gibi kabul etmeye. Değiştirmeden ama ortak bir nokta yaratarak kabul etme. KETA’da yaptığımız analizler doğrultusunda bir program hazırladık. İnsanlar, eğlence de olsun, eğitim de olsun, üretim olsun diyordu. KETA çok farklı alanlarda destekler sunuyor kent halkına. Kooperatiflere, bir edebiyat ya da fotoğraf kulübüne de destek veriyor aynı zamanda. Bu yorucu bir süreç. Tüm bunları dört kişilik bir ekiple yaşama geçirmeye çalışıyoruz. Ama her hafta yeni bir atölye (workshop) çalışması yapılıyor. Artı olarak tüm yapılanları kayıt altına alma işimiz var. Belgelemeyi önemli ve değerli buluyoruz. Çünkü biz KETA’nın manifestosunu oluştururken aynı zamanda bir yazılı tarih oluşturmaya da çalıştık. Çünkü özellikle bölge de günümüze dair yazılı bir kaynak yok. Neyin ne olduğunu tam olarak algılayamıyoruz. O yüzden KETA aynı zamanda bir arşiv çalışması. Yaşadığımız toplumun bir aynası diyebiliriz buna. Yaptığımız çalışmaları sürekli biçimde kayıt altına alıyoruz.

 

Şu an düşününce aslında ne kadar dağıldığımızı da fark ediyorum. Ama özellikle odaklandığımız birkaç konu var. Üniversitelerin ürettiği sosyal projeler bunlardan biri. Şu an hem Dokuz Eylül Üniversitesi hem de Ege Üniversitesi’nin projelerine destek oluyoruz. Projelerde biri hayvan haklarıyla ilgili. Diğeri de tamamen mimarlık öğrencilerinin yaptığı bir çalışma. Onlar da daha çok kamusal alanda mimari projeler yapılmadan önce oradaki kültürün değerlendirilmesi üzerine bir sosyal çalışma yapıyorlar.

 

Yani aslında biz burada başa dönüyoruz. KETA ne yapar? Aynı kentte yaşayan insanların fikirlerini toplar. Bu modern dünyada böyledir. Eğer siz bir meydan tasarlıyorsanız o meydandan geçecek olan ve çevresinde yaşayacak olan insanlara bunu sormak zorundasınız. Çünkü kent sürprizi kabul etmez. Ben aynı zamanda belediyenin halkla ilişkiler çalışmalarını da yürüttüğüm için gün içinde bir çok insanla görüşüyorum. Halk da şöyle bir kanı var. Belediye ne yapar? Yol yapar, yol bozar. Kaldırım döşer, kaldırım kaldırır. Haklılar mı, bunu bilmiyorum. Belki eskiden bizim de böyle bir gözlemimiz vardı. Ama zaman içerisinde şunu fark ediyorum ki evet kent gerçekten sürpriz kaldırmıyor. Yani sizin yanlış hesapladığınız bir kanalizasyon sistemi en şiddetli yağmurda size kötü bir şekilde geri dönüşü veriyor. O yüzden kent matematiğini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Yalnızca bu sadece belediyecilerin işi değil. Kentte yaşayan duyarlı insanların da işi aynı zamanda. “ne olacak işte, belediye zaten kendi yapıyor” demek bence artık modern insanın yaklaşımı değil. Kentlilerin de o bilince varması ve sorumluluklarını üstlenmesi gerekiyor.

Henüz yeni kurulmasına rağmen KETA önemli çalışmalar yürüttüğünü görüyoruz. Şimdiye kadar yürütülen projeler ve işbirlikleriniz hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

KETA’nın yürüttüğü projelerden birisi “İyi Tasarım İzmir” projesiydi. Ulusal bir çalışmaydı. Bu süreçte İzmir Büyükşehir Belediyesi Akdeniz Akademisi ile beraber çalıştık. Bildiğiniz gibi Kadıköy Belediyesi’nin Tasarım Atölyesi Kadıköy (TAK) var. On iki yıllık bir merkez. Düşünün biz daha 6-7 aylık bir emekleme sürecindeyiz. Ama Kadıköy TAK ile güzel bir bağ kurduk. Oradaki kurucu arkadaşlar buraya geldiler. KETA’nın felsefesini, manifestosunu ve işleyişini anlattık. Onlar; “bir tık bizi aşmışsınız dediler”. Çok hoşumuza gitti bu değerlendirme. Sebebi de şu. Kadıköy TAK, daha çok kent mimarisine yönelmiş durumda. Ama biz kentli olma bilincine yönelik çalışıyoruz. Zaten geliştirdiğimiz “herkese açıktır” sloganımız da bunu vurguluyor. Yine tasarım kültürünü kente yaymak gibi bir misyonumuz da bizi farklı kılıyor.

Geçen aylarda Akdeniz Akademisi önderliğinde Uluslararası Tasarım Başkenti süreci için yazılan projeye destek verdik. Aynı zamanda Ekonomi Üniversitesi, Yaşar Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin de desteği mevcut. Dosyayı tamamlayıp gönderdik. Şu an sonucu bekliyoruz. Çok olumlu bir sonuç çıkmasa bile biz bunu denedik, fazlasıyla denedik diyeceğiz. Uzun bir proje yazım süreci oldu. Umarım olumlu bir sonuç gelir ve biz 2020 yılında Tasarım Başkenti olarak dünyayı burada ağırlarız.

Kente Tasarımla Müdahale Et” yaklaşımınız etkileyici bir çağrı taşıyor.  Bu yaklaşımınız hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu bir projeden öte insani bir yaklaşım oldu bizim için. Sloganımız haline geldi. Sebebi de şu. Nasıl değerlendiriyoruz bir kenti? Trafiğiyle, insanlarıyla, kalabalığıyla kaotik bir yapı. Bütün gün çalışan insanlarız, çalışmak zorundayız. Aslında kentle hiçbir ilişkimiz yok bizim. Varmış gibi gözüküyor. Sadece içinden geçip gidiyoruz. Ve müdahale sözcüğü kavram olarak baktığımızda aslında aktivist bir kelimedir. Tasarımla müdahale et dediğimiz şey, aslında naif bir bakış açısı ile küçük dokunuşlarla etki etmek. Tasarım benim gözümde öyle bir şey zaten. Küçük dokunuşlarla bir bütün üzerinde değişiklik yaratmak.

Özellikle eğitim kurumları ve öğretmenlerle birlikte çalıştığınızı biliyoruz. KETA’da çocuk ve gençlerle  neler yapılıyor?

Eğitim kurumları olarak baktığımızda ilköğretimden üniversiteye hatta yüksek lisans düzeyine kadar uzanan bir çeşitlilik var merkezimizde. Aslında beş ayrı alanla çalışıyor KETA. Özellikle Çarşamba günlerini ilköğretim gruplarına ayırdık. Öğretmenlerimizden teklifler geliyor. Bu genelde Karabağlar ilçesinden şu anda. Poligon’daki merkezimize geliyorlar. Okullara araç gönderip çocukların ulaşımını sağlıyoruz belediye olarak. Cuma günleri daha çok üniversitelere ayırdık.

KETA’da iletişim ve üretim atölyesi olmak üzere iki ayrı atölyemiz var. KETA aynı zamanda bir üretim noktası. Oraya kadın ya da erkek fark etmez dışarıdan gelip merkezimizde üretim de yapabiliyorlar. Yani basit bir dikiş de olabilir bu. KETA’yı bir üretim alanı olarak kullanabiliyorlar. Üretim atölyesi esnek bir yapıda. Katılmak için bir randevu almanıza gerek yok. Şu an maalesef 17.30’a kadar açık. Atölyelerin birinde sürekli olarak satranç eğitimlerimiz var. Bize çocuklardan en fazla gelen istek satranç eğitimiydi. İkinci olarak İngilizce geldi. Şu an için İngilizce atölyesini gerçekleştiremiyoruz. Ama satranç devam ediyor. Otuz beş kişilik bir satranç eğitimi alan grubumuz var. Onları yarışmalara da hazırlayan bir eğitmenimiz var.

İlla bir üretim veya eğitim için değil de aidiyet duygusunu yaşamak için de bu merkezin varlığını önemsiyoruz. Örneğin bir amcamız gazetesini koltuğunun altına alıp, KETA’nın bahçesindeki banklara oturup gazetesini okuyabiliyor. Tabi ki kahvesini ya da çayını ikram ediyoruz.  Bir de “kahvemizi içmeye bekleriz” şeklinde bir slogan yazdık. Bazen bir sohbet bile kent için çok değerli bir fikri ortaya çıkartabilir. Önemli olan kent için insanları buluşturmak sanırım.

 Giderek daha sık duyduğumuz “tasarım odaklı düşünme” yaklaşımı hakkında neler paylaşmak istersiniz?

Görsel iletişim ve tasarım alanında çalışan bir eğitimci olarak da konuya baktığımda bu yaklaşımın tartışılması gerektiğine inanıyorum. Bu uzun bir konu aslında “üç boyutlu düşünme” dersek tasarımı daha net tanımlayabileceğiz gibime geliyor. Çünkü aslında tasarım üç boyutlu bir düşünme şekli. Tasarım illaki ortaya çıkacak olan üç boyutlu bir nesne değil, ama üç boyutlu düşünme şeklidir. Çünkü siz artı-eksi düşünmek zorundasınız tasarımda. Ve tasarım bencil bir düşünce değildir. Tasarım tamamen ergonomik, insanlara yararlı olabilecek bir düşünce şeklidir. Sanırım bu tasarım odaklı düşünme dediğimiz yere biraz buradan yaklaşmak gerekiyor. Bireysel düşünce değil, bireyselliğin yanında toplumun da ihtiyaçlarını karşılayabilecek çok boyutlu düşünmeyi anlamamız gerekiyor ki sanırım bu da eğitim süreçleri ve çocuklarımız, gençlerimiz için çok değerli bir şey.

Son yıllarda tasarım etkinleri ve buluşmaları giderek çoğalıyor. İzmir’in bir “tasarım kenti” olma hedefi konusundaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Çok net fikrimi söyleyeyim. Şu an için olamaz. Neden biliyor musunuz? Çünkü biz tasarım sözcüğünden o kadar çok ürküyoruz ve onu yanlış değerlendiriyoruz ki. Tasarımın aslında hem modernist bir tarafı vardır ama aynı zamanda geleneklere de dayanır. Yani siz reddettiğiniz bir geçmişle geleceğin tasarımını yapamazsınız. Fütürizmin temelinde bile yatan şey öncelikle yaşadığınız alanı ve deneyimlerinizi harmanlayıp, onları bir denklem haline getirip daha fütüristik bir düşünce yaratmaktır. Şu anda maalesef biz yorumlayamaz durumdayız. Geçmiş denildiğinde, gelenek denildiğinde bize çok farklı imgeleri çağrıştırıyor. Ben üniversitedeki derslerimde de söylüyorum. Anadolu kadar zengin tasarım alanı olan bir yer görmedim. O öyle bir kültür, toprak ki farkındalığı buradan başlatmak gerekiyor. Öncelikle bizim yaşadığımız alanın tasarım değerlerini öğrenmemiz gerekiyor. Tasarım dediğimiz şey yeni bir kavram değildir. Dokunan kilim de bir tasarımdır. Ya da bir bakırcının yaptığı oyma da.  Kavramı yanlış kullandığımız için tasarım bize sanki fütüristik bir obje ve düşünce gibi geliyor. Anneniz evde yemek yaparken de emin olun onu tasarlıyordur.

Verdiğiniz bilgi ve paylaşımlarınız için teşekkür ediyoruz.

Rica ederim. Ben de teşekkür ediyorum. Herkesi KETA’ya bekliyoruz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir