Sinema, Eğitimin Daha Çok İçinde Olmalı!

ÖGM Koordinatörümüz Osman Torun ve Doğa Kılcıoğlu Esen

Öğretmen Gelişim Merkezi’nin 8.buluşmasında konuk ettiğimiz Yönetmen, Yapımcı ve eğitimci Doğa Kılcıoğlu Esen ile sinema-medya-eğitim odağında gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşide konuyla ilgili pek çok bilgi ve bakış açısı kazandık. Kendisine paylaştığı bilgi ve deneyimler için çok teşekkür ediyoruz.

 

İletişim ve sinema eğitimi aldınız. Çeşitli belgesel ve kısa filmlerin yönetmenliği ve yapımcılığını üstlendiniz. Sinemaya ve belgesel filmlere yaklaşımınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Başka bir deyişle Doğa Kılcıoğlu Esen nasıl bir sinemacı?

Öncelikle teşekkür ediyorum davet ettiğiniz için. Aslında bir insanın kendini tanımlaması çok zor. Ancak ben herhalde ne yapmaya çalıştığımı tanımlayabilirim. Ben özellikle belgesellerimde biraz anlamaya çalışıyorum. Ve daha önce tanımadığım insanlara yaklaşıp başka bir açıdan anlatmaya çalışıyorum. Bu benim için de bir öğrenme süreci oluyor. O yüzden çok keyifli. Çünkü ben emin olmaktan ve şüphe duymamaktan biraz korkan bir insanım. O yüzden bir öğrenme, tanıma ve kimi zaman o insanların sesi olma, kimi zaman da dinleyeni olma yaklaşımı ile film yapıyorum.

Belgesel çalışmalarınız kadar kısa filmlere de ilgi duyuyorsunuz. Kısa filmleri özel kılan nedir sizce? Eğitim süreçlerinde, okullarda belgesel ve kısa filmleri nasıl etkin kullanabiliriz?

Aslında şunu fark ediyorum son zamanlarda. Gittikçe izleyicinin ilgisinin dağılmadan izleyebildiği süre kısalıyor bence. O yüzden kısa film burada çok önemli. Çünkü insanlar artık yavaş ve uzun bir şeyi izlemekte zorlanıyorlar. Bu tabi üzücü bir şey. Çünkü her hikaye hızlı ve kısa zamanda anlatılamayabilir. Ama bu gerçekle karşı karşıyayız. Bir yandan da kısa ve rafine bir şey anlatmak çok zor ama aynı zamanda kıymetli bir yol. O yüzden de kısa filmi çok seviyorum. Kısa filmin eğitim ortamları için şöyle bir özelliği var. Derslerin zaman kısıtlığı nedeniyle uzun metrajlı filmlerin belirli bölümlerini izleyebiliyorken, kısa filmlerin dersin içinde bütün olarak izleyebiliyoruz. Öğretmenlere de zaman kazandırabiliyor.

Özellikle animasyon ve çizgi filmler çocuklar tarafından çok seviliyor. Ancak alt mesajlar, uygunsuz içerik vb. gibi konular aileleri, eğitimcileri düşündürüyor. Doğru ve yararlı film seçimi yapmak giderek daha önemli hale geldi. Bu yapıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Çocukları çizgi filmlerin zararlı yönlerinden nasıl koruyabiliriz?

 Ben şöyle düşünüyorum. Ailelerin gözleri sürekli çocukların üzerinde olmalı. Bu baskı altına almak değil, sürekli yanlarında olmak olarak değerlendirilmeli. Yalnız kalan çocuk çok yanlış yerler sapabiliyor. Amarika’da uyuşturucu bağımlılığı, başka bir yerde başka bir şey. Mesela şu anda internet de bir o kadar tehlikeli bir yer. Çünkü sınırlarını bilmiyoruz. Örneğin evinizde kapısını kilitlersiniz, pencerenizi kapatıp demir yaptırıp korunursunuz. Ama internette çocuğunuz tanımadığı biriyle bağlantıya geçip sizin tüm o güvenlik önlemlerinizden kayıverir. Başka bir dünyaya geçebilir. O yüzden tehlikeli. Tabii ki tamamen reddetmek de anlamsız. Çünkü böyle bir gerçeklik var ki oraya gidiyor çocuklar. Mümkün olduğunda kendimizde içine girerek, film ise izleyerek fikir sahibi olmalıyız. Zaten bir filmi baştan sona önce ailelerin izleyip, daha sonra çocuklarına izletmelerinde yarar var. Bunun dışında önerileri de değerlendirmeliyiz. Çocuklar için uygun olan filmleri arayıp bulmalıyız. İlla ki son yıllarda çekilmiş olması gerekmiyor. Geçmişte, sinema tarihinde çocuklar için çekilmiş çok güzel uzun metrajlı filmler var. Onlardan seçilip, izletilebilir. Anne babaların ve eğitimcilerin bu konuda araştırmacı rolleri önemli. Ve bir yandan da bu filmlerdeki arka plan mesajlarının (subliminal) ne olduğuyla ilgili de çocuklarda farkındalık geliştirildiğinde, çocuk bunu kabul etmeyecektir. Biraz daha bilinçlenmeleri gerekiyor. Çocuğun bu tür arka plan mesajlarının farkında olarak bir filmi izlemesi de ayrı bir kazanım aslında.

 Günümüz çocuklarının medya/sinema kullanım alışkanlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sinemaya hâlâ gidiyorlar tabi ki. Ama sadece popüler olanı izliyorlar. Kendilerini sınırlıyorlar böylelikle. Başka alternatiflerin olabileceği akıllarına gelmiyor. Bir yandan da interneti çok tüketiyorlar. O a haz veren ama hiçbir şeye yaramayan, hiçbir şeyle sonuçlanmayan bir şeyle vakit geçiriyorlar aslında. Eskiden örneğin hamur yapar, kenara koyar bir şey olurdu. Şimdi ise sadece o an eğlenmeleri ve onlara haz vermesi önemli. Biraz günümüz kültür tüketimini de böyle görüyorum.

Çocuk ve gençlerimiz medya ortamları, filmler vb. ürünleri eleştirel bir bakış ile değerlendirmeyi nasıl öğrenebilirler? Bu konuda kimlere hangi sorumluluklar düşüyor?

Bu bence önce okulda başlıyor. Öğretmenlerimizin bu konuda destek olmaları gerekiyor. Yine ailelerin aynı şekilde yaklaşımları önemli. Şöyle bir şey var. Biliyorum herkes çok yoğun çalışıyor, çok az vakti var ama. Veliler çocuğuyla vakit geçirmiyor. Ya da eline bir tablet verdiğinde onun için kazanılmış vakit oluyor. Halbuki çocuk için anne babasıyla birlikte izlediği bir şey çok daha keyifli ve öğretici oluyor. Çünkü o sırada konuşuyor, soru soruyor. Çok daha kaliteli bir çıktısı oluyor aynı zamanda. O yüzden hem ailelere hem de öğretmenlere önemli sorumluluklar düşüyor.

Eğitim süreci ve sinema ilişkisi açısından nasıl bir gelecek algılıyorsunuz? Nelere hazırlıklı olmalıyız? Bu ilişki odağında sinema-eğitim ilişkisini nasıl bir gelecek bekliyor?

Gelecekte çocuklar çok daha teknolojik olacaklar. Ve bizlerin “ya ben teknolojiden anlamıyorum” deme lüksümüz olmayacak. Çocuklar teknolojiden öğrenebiliyorsa bizler de öğrenebiliriz. Bu sürecin için bir şekilde girmemiz gerekiyor. Hele eğitimcilerin “şu bilgisayarı çözemedim” deme lüksü yok artık. Görsellik çok önemli. Derslerde mümkün olduğunca didaktik olmayan, onların dilini ve dinamizmlerini yakalayabilen videolar, görseller olması gerektiğine inanıyorum. Öğretmenler olarak sürekli yakınma durumundayız çocuklardan. Geleceğe dair bakarsak, çok kontrolsüz bir büyüme var. Umut etmek istiyorum!

Son yıllarda eğitim kurumlarındaki çalışmalarınız dikkat çekiyor. Eğitim ve sinema nasıl bir etkileşim içerisinde? Okullarda sinemadan nasıl yararlanabiliriz? Eğitimciler ve sinemacılar birlikte neler yapabilirler?

 Sinemayı değerlendirirken görsel bir yönü de içine katıyorum. Belgeseli, kısa filmi vb. hepsini birlikte ele alarak konuşuyorum. Artık neredeyse okuma yazma kadar çocukların görsel okuma yetenekleri olduğu için bence sinema eğitimin çok daha içinde olmalı ve olacak da. Bence bu eğitimin her alanında olabilecek bir şey. Sinemacılarla öğretmenler neler yapabilirler? Öğretmenlerimiz biraz daha sinemayla içli dışlı olup hem öğrenmek hem de uygulatmak üzerine çaba gösterebilirler. Bu çaba her iki kesimi de yakınlaştıracaktır.

Özel bir okulda medya ve sinema dersleri yürütüyorsunuz. Bu süreçte neler yapıyorsunuz öğretmen ve öğrencilerle? Böyle bir ders çocuklarda hangi etkileri ve değişimleri yarattı?

 Ben onlarla birlikte az önce bahsettiğim görsel okumayı pekiştirmeye çalışıyorum. Bir şeyi analiz etme, kavrama, ana fikir çıkarma, parçalara bölüp onlardan bir çıkarsama yapma çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bunları yaptıklarında o bahsettiğim iz tehlikelerin bir çoğundan arınmış oluyorlar. İlla bunun sosyal medya ile ilgili olması gerekmiyor. Örneğin çocuklarla bir tabloyu da örneğin Van Gogh’u da çözümlüyorum. Burada nasıl bir etkisi var?,  Bu renkleri niçin kullanmış?, Sizde yarattığı şey nedir? Bir ressamın çok aydınlık bir resmi örneğin gün ışığı var, her şey pırıl pırıl. Ama rahat hissetmiyoruz, huzursuzluk var  niye? Niyelerini onlar anlatıyorlar. Amacımız bir yandan da sanattan zevk alan bireyler yaratmak. Bilgimiz arttıkça keyfimiz artar ya o konuda. O alışkanlığı kazandırmak için çalışmalar yapıyoruz. Yine sinema tarihinden önemli çocuk filmleri izletiyoruz. Bir yandan çevre duyarlılığı, su tasarrufu gibi temalı filmler izliyoruz. Bir yandan da kendi filmlerini yapmaları için destek oluyoruz.

Beşinci sınıflarla reklam analizleri yaptık. Bir yandan da bazı şeyleri çok dozunda yapmamız gerekiyor. Bu çalışma zor ve alışkın olmadıkları bir şey. İlk yaptığımda “öğretmenim ne istiyorsunuz, falanca süpürge çok iyi temizliyormuş bunu çok güzel anlatıyor” şeklinde paylaşımları vardı. Hayır bir daha, bir daha bakın dedikçe, üç dört hafta sonra yavan yavaş farklı bir şekilde bakmaya başladılar. Dilleri bir değişmeye başladı. Onu gözlemlemek çok keyifli. Derslerimizi Türkçe dersi kapsamında yürütüyoruz. Türkçe öğretmenimiz çocukların artık bir metni okurken ana fikri çok daha doğru ve hızlı kavradıklarını, düşünme biçimlerinin farklılaştığını söylüyor. Sınıf öğretmenleri de olumlu değişimler gözlediklerini paylaşıyorlar.  Okul ortamı ve desteği de çok önemli. Şöyle bir gerçek var ki, okul yönetimi en başından beri hep yanımda oldu benim böyle bir dersi koyarken. Veliler yılın başında çok anlamadılar ne yaptığımızı. Herkes çalışmalarımın hep arkasında durdular.

Okullarda medya ve sinema dersleri yürütülürken nelere dikkat edilmeli? Bilgi ve deneyimlerinizden hareketle bu dersi uygulamak isteyen okullara ve öğretmenlere neler önerirsiniz?

Bu tür dersleri sinemacıların ve medyadan gelen kişilerin vermesi çok önemli. Çünkü çok tehlikeli bir ders. Kimin verdiği dersi çok belirleyen bir şey. Çocukların ufkunu açmaya, hayal güçlerini esnetmeye çalışıyoruz. Bazı mesajları daha kolay anlamaları için çalışıyoruz. Ama bir yandan medyanın içinde olduğu bir ders yaşıyoruz. Bu ders aslında medyada olanın geçiştirileceği bir ders olursa ve eleştirel olma kısmı es geçilirse medyaya çok daha bağımlı, sorgulamayan bireyler de yetişebilir. O yüzden bu dersleri kimin ve nasıl verdiği çok önemli.

Öğretmenlerimiz okul ortamlarında belgesel ve kısa filmler üreterek eğitim süreçlerinde kullanabiliyorlar. Kendi filmini üretmek isteyen öğretmenlerimiz ve çocuklarımıza neler önerirsiniz?

Artık teknoloji çok basitleşti. Çok basit kurgu programları var.  Onların eğitimlerini de veriyoruz. İnternette bir kurgu programını açtığınızda nasıl yapılacağına dair çok güzel videolar var. Onlardan yararlanabilir öğretmenlerimiz. Benim öğrencilerim kurgu yapıp geliyorlar. Herkes yapabilir bu tür çalışmaları. Öğretmenlere önerim her alanda bir şeyler üretebileceği şeklinde yaklaşmaları. Çocukların ilgisini çekebilecek videolar bulabilirler. Ben başka bir dersin öğretmeni olsam, projeksiyon cihazını açmadan bir ders geçirmezdim. Aslına 40 dakika bile çok uzun bir süre ders için. Çocuğun dikkatini önemsemeliyiz. Bu çocuklar görselliğe, izlemeye alışkın çocuklar. Kendilerini 40 dakika boyunca sadece dinlemeye vermeleri çok zor. Bu durumla ilgili çokça araştırma da var. Çünkü çok uzun saatler boyunca okuldalar artık ve enerjilerini atamıyorlar. Ve en önemlisi de artık sadece dinlemek yetmiyor onlara diye düşünüyorum.

Son olarak teknoloji bağımlılığının önemli bir alanı olan sosyal medya kullanımı hakkındaki görüşlerinizi öğrenmek istiyoruz. Özellikle çocuk ve gençlerin vazgeçilmez ortamı olan sosyal medya araçları sizce neden bu kadar tercih ediliyor? Sosyal medya ortamlarını özellikle eğitim süreçlerinde nasıl yararlı kullanabiliriz? Çocuk ve gençlerimiz sosyal medya kullanırken nelere dikkat etmeliler?

Ben bir sosyolog değilim ama gözlediğim kadarıyla paylaşayım. Çocuklar sosyal medya ortamlarında başka bir ilişki deneyimi yaşıyorlar. Orada var olduklarında aslında arkadaşlık kuruyorlar. Orada başka bir hayat devam ediyor. Başka bir hayat da değil aslında. Kendi hayatlarının uzantısı oraya taşmış durumda. Ama bu ortamın kontrolsüz oluşuna dikkat çekmek isterim. Tüm dünyaya açık bir şekilde kendilerince bir oyun kuruyor çocuklar. Bu oyun onlar için çok masum ama başka insanlar, farklı niyetlerle o dünyaya dalabiliyorlar. O yüzden çok tekinsiz buluyorum.

Onların bu alanda ne yaptıkları önemli. Bir film yapıp onu sosyal medyada paylaşması başka bir şey, kendini ,evini gösterecek, herkesin yorumuna açık bir şekilde paylaşımlarda bulunması başka bir şey. Bu ortamlardan çok zarar gören çocuklar ve insanlar var. Nasıl faydalı bir şekilde kullanılabilir? Örneğin bilgi ve deneyim paylaşımı için çok müthiş bir alan. Öğretmenlerin, çocuk ve gençlerin ürettikleri şeyleri bu ortamlarda paylaşmaları keyifli. Onları üretmeye teşvik etmesi anlamında da değerli olanaklar sunuyor.

Ancak şöyle bir gerçeklik var ki onu aileler de atlıyor. Sosyal medyada yaptığınız her şey aslında bir dövme gibi vücudunuzda kalıyor. Hiçbir şey yok olmuyor aslında. Şu an bilinçsizce yaptığınız bir şey, yıllar sonra karşınıza çıkabilir. Çünkü artık kopyalanıyor, saklanıyor. Yani dikkatli bir şekilde, en azından başkalarına kapalı olarak yaşanabilir bu ortamlar. Örneğin Facebook hesabınız varsa ve arkadaşları ile bu şekilde iletişim kuruluyorsa tanımadıkları insanları almayacakları, profillerinin gizli olacağı bir şekilde yürütebilirler. Ben bu konuda çizgi filmler de izletiyorum çocuklara. Örneğin Kırmızı Başlıklı Kız hikayesi gibi. Çok da güzel eğitici filmler var. Filmde kurt gidip Kırmızı Başlıklı Kız’ın Facebook’taki hesabından babaannesinin evini buluyor. Aslında normal hayatta da bunlar oluyor. Güvenli ve bilinci bir şekilde  kullanmayı başarmalıyız sosyal medya ortamlarını.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir